Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

13 Haziran 2013 Perşembe

ALIŞMADIK BÜNYEDE REFERANDUM İĞRETİ DURUYOR: TAKSİMDE KENT YÖNETİMİNE KATILIMDA YA HEP YA HİÇ!


Günlerdir Türkiye’nin kentsel ve siyasal yaşamını sarsan Gezi Parkı Direnişinin geldiği noktada, ilk günlerden itibaren bazı köşe yazarı ve kanaat önderleri tarafından önerilen referandumun, son olarak da hükümet sözcüleri tarafından bir çözüm arayışı olarak telaffuz edilmeye başlandığı görülüyor. Artık önümüzdeki günlerdeki tartışmaların odak noktalarından birisini bu referandumunun oluşturacağı kesinleşti. Ancak, çağdaş kent yönetimi ve yabancı ülkelerdeki referandum uygulamalarıyla karşılaştırıldığında ve Türkiye’nin bu tür ve ölçekteki bir kentsel referanduma ilişkin deneyiminin oldukça sınırlı olduğu düşünüldüğünde Taksim referandumunun basit bir oylama olmayacağı ortadadır. Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirlerde internet ve elektronik oylama kioskları aracılığıyla vapurların tasarımının, otobüslerin dış desenlerinin yurttaşların seçimine sunulması, bazı küçük kentlerde yerel bazı referandumların yapılması deneyimlerinin bu düzeyde siyasi çalkantılara sebep olmuş bir projenin ele alınmasında çok yetersiz kalacağı açıktır. Merkezi hükümetin ve Başbakanın İstanbul kent yönetimine aşırı ve doğrudan müdahalesinin tartışıldığı bir ortamda belki de esas soru şu olmalıdır: “çağdaş bir kent yönetiminde yurttaşları kent yönetimine katmanın yolu referandum mudur? Değilse nedir”?

Çağdaş Dünya Kentlerinde Yurttaş Katılımı Nasıl Sağlanıyor?

Artık çağdaş dünyada yurttaş katılımıyla kentlerin yönetilmesi sürdürülebilir bir kentsel yapının olmazsa olmaz koşulu olarak kabul edilmekte. Dünyanın birçok ülkesinde üniversitelerin müfredatları değişmekte, kent yönetimi ve planlaması ile ilgili meslek alanlarında yurttaş katılımına ilişkin donanımı sağlamak için çalışmalar yapılmakta. Bu çalışmalar içinde büyük kentsel projelerde yurttaş katılımının sağlanması önemli uğraş alanları arasında yer alıyor. Örneğin Brezilya’nın Porto Alegre Kentinde yaklaşık 20 yıldır deneyimlenen katılımcı bütçeleme uygulaması tüm dünyaya bu anlamda örnek teşkil ediyor. Türkiye’de de 1996’da İstanbul’da gerçekleştirilen Habitat Konferansından sonra Bursa, Antalya, Çanakkale gibi birçok kentimizde katılımcı kent yönetiminin önemli örnekleri ortaya çıktı.

Dünyadaki ve ülkemizdeki başarılı örneklere bakıldığında katılımcı kent yönetiminin belirgin ortak özellikleri şöyle özetlenebilir:

  • Katılımcı kent yönetiminde katılımcı süreçler bir süs, makyaj ya da meşrulaştırma aracı değildir. Katılımcı süreçler yönetimin ya da hizmetin ta kendisi kadar önemli bir amaçtır.
  • Katılımcı kent yönetimi noktaya ya da yere özgü değildir. Kentin bütününde uygulanmadığı müddetçe ancak kamuoyunun kafasının karışmasına sebep olurlar.
  • Siyasal süreçlerin temel demokratik mekanizmaları etkisizleştirdiği yerlerde noktasal katılımcı süreçler demokratik pratiklere dahi zarar verebilir.
  • Katılımcı kent yönetimi sürekli olmalıdır. Karar vermeden bütçeye, bütçeden uygulamaya ve hatta uygulamanın denetlenmesine kadar uzanmalıdır.
  • Katılımcı kent yönetiminde sadece yandaşlardan oluşan bir katılım süreci değil toplumun tüm kesimlerinin paydaş olarak dikkate alındığı bir katılım süreci işletilir.
  • Katılımcı kent yönetimi için bilimsel katılımcı yöntemler bilişim teknolojilerinin katkısıyla ve uzman desteğiyle uygulanır.
  • Referandum gibi yöntemlerin uygulanması basit bir oylamanın çok ötesinde ciddi bir kurgu ve projelendirme işidir. Seçeneklerin oluşturulması, halka anlatılması, oylamanın kapsamı, yeri ve sonuçlarının değerlendirilmesi üzerinde uzlaşılması gereken önemli noktalardır.

Referandum Seçeneği Çağdaş Örneklerde Nasıl İşletiliyor?

Kentsel projelere ve hizmetlere ilişkin referandum uygulamaları alışılageldik anayasa ve yasa referandumlarından farklıdırlar çünkü kentlilerin gündelik yaşamına ilişkin mekânsal ve sosyal ayrıntılar içerirler. Bu sebeple de “seçmen”, “oy”, “seçmek” kavramlarının anlamı değişmektedir. Kentsel bir referandum iki seçenekli bir tercihten çok daha öte sonuçları olan bir müzakere süreci olmak zorundadır. Aksi halde, referandumlar vasat ve vasatlaştırılmış projelerin esasa dair olmayan ayrıntılarıyla kentlilerin aidiyet duygularının köreltildiği uygulamalara dönüşürler. Bu da Taksim direnişi benzeri tepkileri sürekli hale getirir. Bu tür sorunların engellenmesi için kentsel referandumlarda şu ilkelere uyulur:

-Toplumsal olaylara dönüşmüş, tarafların ve müzakere sürecinin kesintiye uğradığı kentsel projelerde referandum bir ara çözüm değildir. Planlama ve projelendirme sürecinin başına dönülmesi gerekir.

-Referandum seçeneklerinin oluşturulması yarışma, katılımcı tasarım gibi referandum dışı yöntemlerle sağlanmalıdır.

-Oluşturulan her zaman dört başı mamur bir tasarım seçeneği olmayabilir. Temel bir politika ya da strateji de katılımcı süreç sonunda referanduma sunulabilir.

-Yarışma, katılımcı tasarım gibi yollarla belirlenen tasarım ve politika seçenekleri dikkatli oluşturulmuş ve zamana yayılmış halkla ilişkiler teknikleriyle seçmenlere anlatılmalıdır.

-Kentsel projelerin referandumu “evet-hayır” ikilemiyle ve belli yerlere sandık konularak sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilemez. Gelişen teknolojilerin de yardımıyla seçenekleri güncelleyen, şekillendiren bir tercih bildirim kanalı olarak uygulanmalıdır.

-Taksim Projesi gibi tüm İstanbul’u hatta tüm Türkiye’yi etkileyen projelerin seçmenleri değil katılımcıları ve paydaşları vardır. Bu paydaşlar projeden etkilendiğini ya da projeyi etkileme gücü olduğuna inanan tüm kişi ve kurumlardır.

-Referandumların sonuçları ve yaygın bir müzakere süreciyle tartışılarak katılımcı kent yönetimi açısından bir temel oluşturulur.

-Nihai olarak referandumun amacı belli bir tercihi kentlilere dayatmak değil, katılımcı kent yönetiminin altyapısını kurmak olmalıdır.

Taksim Projesinde Referandum Yöntemi Ne Olmalıdır?

Çağdaş dünya örnekleri ve Türkiye deneyimi düşünüldüğünde olası bir referandumun aşamaları şöyle tarif edilebilir:

  • Referandum öncesinde, projeye ilişkin yargı kararları dikkate alınarak projenin tartışmaya açılacak çerçevesi tespit etmek amacıyla konusunun uzmanı uluslar arası ve ulusal akademisyenlerden, meslek odaları temsilcilerinden oluşan bir jüri oluşturulmalıdır.
  • Jürinin belirlediği çerçeveyi de dikkate alan bir paydaş analizi gerçekleştirilerek proje paydaşları belirlenmelidir.
  • Tespit edilen paydaşlara nasıl yaklaşılacağı, nasıl iletişim kurulacağı uzmanların desteğiyle belirlenmelidir.
  • Paydaşlarla birlikte bir proje vizyonu geliştirilmelidir.
  • Geliştirilen vizyona uygun proje senaryosu oluşturma çalışmaları katılımcı yöntemlerle gerçekleştirilmelidir.
  • Bu katılımcı yöntemler özellikle gençlerin katılımını sağlayacak zenginleştirilmiş gerçeklik (augmented reality) gibi yeni teknolojileri ve sosyal medya araçlarını içermelidir.
  • Geliştirilen senaryolara uygun olarak proje alternatifleri geliştirilmelidir.
  • Geliştirilen proje alternatifleri artı ve eksileriyle kamuoyuna mümkün olan her türlü iletişim aracı ile aktarılmalı, tartıştırılmalıdır.
  • Tartışmaların sonuçları dikkate alınarak en anlamlı ve ortak akla uygun proje alternatifinin uygulama projeleri hazırlanmalıdır.
  • Hazırlanan uygulama projelerinin gerçekleştirilmesinde yurttaş katılımı ve desteği için bir program oluşturulmalıdır.
  • Gerçekleştirilen projelerin yaşama geçirilmesinden sonra yeni ihtiyaçların tespiti, alan için yeni projelerin geliştirilmesi için bir izleme de değerlendirme mekanizması kurulmalıdır.
  • Gerçekleştirilen projeye sahip çıkılması, yurttaşların aidiyet hissinin oluşturulması için bilinçlendirme, eğitim ve imgeleme çalışmaları yapılmalıdır.
  • Bu aşamada oluşturulan belli sayıda seçenek belirli bir zaman diliminde referanduma sunulmalıdır.
  • Katılımcı proje yönetimi deneyimi kentteki diğer uygulamalarda kullanılmak üzere belgelenmelidir.


Yukarıda sayılıp dökülenlerin kısa sürede gerçekleştirilemeyeceği, gerçekleştirmenin de çok zor olacağı düşünülebilir. Ancak, unutulmamalıdır ki “Kent yönetiminin en stratejik kararı katılımcı bir kent yönetimi oluşturmaya ilişkin olandır”. Uzun ve yorucu olsa da bu tür bir katılımcı süreçle kentsel proje oluşturma deneyimi Türkiye’nin yeni siyasi pratiklerinin de temelini oluşturma potansiyelini taşımaktadır. Taksim örneği, Türkiye’nin artık kentlerde “neyin yapılacağına” değil “nasıl yapılacağına” hatta “nasıl yapılacağının tartışma yöntemine” ilişkin bir müzakere sürecini talep ettiğini açık biçimde ortaya koymuştur. 

3 Haziran 2013 Pazartesi

SORU İŞARETİ HAREKETİ


Korku bir soru işaretiyle başlar. Dışarıda bir yerdedir. Sonrası noktalanana kadar da korku sürer. Virgüllerle ayrılan, üç noktayla beklemeyen bırakılan korkular soru işaretlerini dindiremez.

Neo-liberal düzen soru işaretlerini ardı arkasına salar zihinlere. Gayesi, gerekçesi hep aynıdır: “performans, ilerleme, değişme”. Durup korkmaya bile vakit bırakmaz. Soru işaretleri yığılır zihinlerin köşesinde.


İnatla yıkanan iktidar piyasalar yükselirken siyasaları düşürür, yasaları ufalar. Derken bir gün biriken soru işaretleri korkuyu etkisiz kılar, sebep-sonuç ilişkisinin önündeki bendi yıkar. Korku anlamını yitirir. Bilenler bilir, korkudan daha güçlü tek duygu nefrettir.


Soru işareti hareketi diyorum ben bu harekete. Yığılan soru işaretlerini ayıklamak için haklı olarak ayağa kalktı. Ama ünlemler artmadan birinin bir nokta koyması gerek. Siz siz olun kendi noktanızı kendiniz koyun.  Kendi hikayesini başkalarının yazmasını engellemenin tek yolu budur çünkü. 

1 Nisan 2013 Pazartesi

ANKARA: AMBLEMLER AVRUPASINDA AMBLEMSİZ BİR BAŞKENT



 
On beş yıl önce Büyükşehir Belediyesi tarafından kullanımından vazgeçilen “Hitit Kurslu Amblem” sonrasında on üç yıl kadar Büyükşehir Belediyesi tarafından kullanılan ve yakın zamanda yargı kararıyla iptal edilen “Kocatepe Camii ve Atakuleli Amblemler” ve son olarak bir logo olduğu ifade edilerek Büyükşehir Belediyesi tarafından kullanılmaya başlanan “Gülen Kedi” figürleri etrafından suni bir tartışma devam edip gidiyor. Büyükşehir Belediyesi amblemlerde birkaç kalem çizgisi oynatarak amblem inadını olabildiği kadar uzatmaya çalışmakta. Ancak, acı gerçek Ankara Kentini temsil edecek, kentlilerin kendilerini temsil ettiklerini düşündükleri ve üzerinde tüm kesimlerin uzlaştığı bir amblemin bulunmamasıdır. Oysaki amblem basit bir inat uğruna feda edilemeyecek kadar önemli bir kent kimliği, aidiyet, sahiplenme ve simge meselesidir. Bu meselenin önemi Avrupa’daki başkentlerle Ankara’yı karşılaştırınca daha iyi ortaya çıkıyor.

Amblemsizlik Ne Tür Sorunlar Yaratıyor?

  • Kent kimliği zarar görmekte, kentlilerin kendilerini Ankara’ya ait hissetme ve Ankara’ya sahip çıkma eğilimleri gerilemektedir.
  • Kentte yaşayan farklı sosyo-eknomik grupların ortak bir sembol etrafından birleşme ve bir gelecek vizyonu çizmeleri engellenmektedir.
  • Ankara Kentinin bir Başkent olarak tarihini ve vizyonunu ifade edecek bir amblemin bulunmayışı başta turizm olmak üzere birçok sektörü olumsuz etkilemektedir.
  • Amblem sembolik bir mesele olarak algılansa da amblemsizlik kent yönetiminde kargaşanın, katılımcı süreçlerin işletilmediğinin, ortak akla değer verilmediğinin bir göstergesi haline gelmiştir.

Peki, Avrupa Birliğinde Durum Nasıl?

Avrupa Birliğindeki Başkentlere bakıldığında durumun Ankara ile taban tabana zıt olduğu görülüyor. Yüzlerce yıl boyunca savaşlar geçirmiş, farklı ülkelerin işgallerine sahne olmuş Avrupa Birliği Başkentlerinde amblemleri değiştirmek hiçbir zaman akla gelmemiş. Hatta Avrupa Birliği Başkentlerinin amblemleri bakıldığında amblemlerin o kentlerinin tarihlerinin anlaşılabildiği birer tarih kitabı niteliği taşıdığı görülüyor.  

Avrupa’daki kentlerin amblemlerine genel olarak “coat of arms” yani “zırh örtüsü, kalkan örtüsü” denmektedir. Yüzlerce yıl önce Avrupa Kentlerini kuran hanedanların savaşçılarının kalkan ve zırhlarına işlenen semboller aradan yüzlerce yıl geçtikten sonra bile Avrupa Kentlerinde sembol olarak kullanılıyor. Zaman içerisinde temeli aynı kalmakla birlikte bu sembollerin üzerine kentlerin geçirdiği çeşitli tarihi evreler ve olaylar yansıtılmakta.

Bu sebeple birçok Avrupa Kentinin ambleminin neredeyse yüzlerce yıldır kullanıldığı görülüyor. Bu aslında Avrupa Birliği Başkentlerinde kentsel kimlik ile tarih bilincinin ve kenti sembolize eden unsurların ne kadar önemli olduğunu göstermekte.

Avrupa Birliği Başkentleri 393 Yıldır Aynı Amblemleri Kullanıyor!

Durumun somut veriler ışığında değerlendirilebilmesi amacıyla Avrupa Birliğine Üye Ülkelerin Başkentlerinin amblemlerini tespit ettik ve bu amblemlerin ne kadar bir süredir değişmeden günümüze geldiğini inceledik. Vardığımız sonuçlar şaşırtıcıydı. Avrupa Başkentlerinin eski Sovyet Cumhuriyetlerinden bir kaçı dışında neredeyse tamamının yüzlerce yıldır aynı amblemi kullandığını, ortalama 393 yıldır bu amblemlerin değişmediği gördük. Bu veriler aşağıdaki tablodan takip edilebilir:

ÜLKE
BAŞKENT
Amblemin Kabul Tarihi
Ne zamandır aynı amblemi kullanıyor?
Hollanda
Amsterdam
1489
521
Yunanistan
Atina
1911
99
Almanya
Berlin
1954
56
Slovakya
Bratislava
1919
91
Belçika
Brüksel
1991
19
Romanya
Bükreş
1862
148
Macaristan
Budapeşte
1873
137
Danimarka
Kopenag
1894
116
İrlanda
Dublin
1607
403
Finlandiya
Helsinki
1917
93
Protekiz
Lizbon
1173
837
Slovenya
Ljubljna
1220
790
İngiltere
Londra
1914
96
Lüksemburg
Lüksemburg
1288
722
İspanya
Madrid
1967
43
Kıbrıs
Lefkoşa
1960
50
Fransa
Paris
1358
652
Çekoslovakya
Prag
1918
92
İtalya
Roma
M.Ö. 509
2519
Letonya
Riga
1925
85
Bulgaristan
Sofya
1900
110
İsviçre
Stokholm
1376
634
Estonya
Tallinn
1530
480
Avusturya
Viyana
1270
740
Malta
Valletta
1568
442
Litvanya
Vilniüs
1991
19
Polonya
Varşova
1390
620
ORTALAMA
393

Peki, Ne Yapılmalı?

Avrupa Başkentlerinde de görüldüğü gibi kentlerin hafızasını oluşturan sembol, yapı ve eserlerin siyasi ve ideolojik sebelerle değiştirilmesi ve tahrip edilmemesi gerekir. Çünkü kentlerin amblemleri ne bir reklam kampanyası ne de birer şirket tabelasıdır.  Bu yapıldığında o kente en büyük zararlardan birisi verilmiş olur. Ankara Kentinin var olan olumsuz durumdan kurtulabilmesi için aşağıdaki çalışmaların yapılması yerinde olur:

  • Öncelikle Ankara Kentinin görsel temsilini sağlayacak öncelikli unsurlar: tarih, sosyal yapı, renkler, simgeler, görünüm ve siluetler uzmanların desteğiyle ve gerekirse yarışmalar yoluyla tespit edilmelidir.
  • Ankara’da bu fiziksel unsurları ortaya çıkarmak için yerel tarih yazımı araştırmaları gerçekleştirilmeli, bu yolla Ankara Kentinin görsel hafızası zenginleştirilmelidir.
  • Ankara Kentinin bir “Marka Değeri ve İtibar Yönetimi Stratejik Planı” hazırlanmalıdır. Burada kitlesel iletişim araçları ve simgesel değerlerin Ankara Kentinin imgesi için nasıl kullanılacağı belirlenmelidir.
  • Ankara Kentinin fiziksel imgelerinin oluşturulmasına yönelik olarak tüm paydaşların katılımıyla bir “Kentsel İmge Ortak Akıl Toplantısı” gerçekleştirilmelidir.
  • Bu ortak akıl toplantısıyla Ankara’nın sembolize edilmesine ilişkin tüm kesimlerin üzerinde uzlaşacağı bir strateji geliştirilmelidir.
  • Bu strateji doğrultusunda amblemin nasıl tespit edileceği, Ankaralılara nasıl benimsetileceği ve sevdirileceği tespit edilmelidir.

Tüm bu çalışmaların gerçekleştirilmesi Ankara Kentinin potansiyelinin gerçeğe dönüştürülmesi, enerjisinin odaklanması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi için yaşamsaldır. Aksi halde Ankara Kenti hafızasız, sembolsüz bir yatakhane kent olmaya doğru gitmektedir. 

12 Mart 2013 Salı

“MEYDANYEDİ” BAŞKENTİ MEYDANLARIN BAŞKETİNE DÖNÜŞTÜRME REÇETESİ




Türkiye’deki kentlere ilişkin son yıllardaki önemli tartışma konularından birisini “meydanlar” oluşturuyor. İstanbul’da Taksim Meydanı örneğinde izlenebileceği gibi hemen hemen tüm kentlerde, özellikle de Başkent Ankara’da ciddi bir meydan sorunu yaşanıyor. Bu sorunun birkaç boyutu olduğu gözden kaçmamalı. Bir yandan az sayıdaki tarihi meydan yapılan otomobil odaklı ulaşım düzenlemeleri ve kentsel dönüşüm süreciyle işlevini kaybetmekte. Öte yandan “meydan” adı altında, kent merkezlerinin, yaya ulaşımının ve toplu taşımın bulunmadığı alanlarda kentlinin kullanamadığı ve çağdaş şehircilik yaklaşımlarına göre meydan niteliği taşımayan “arazi düzenlemeleri” yapılmakta. Sonuçta, Ankara Kentinde ve tüm kentlerimizde kamusal niteliğe sahip meydanların bulunmaması sebebiyle ciddi sorunlar ortaya çıkıyor.

Kentlerimizdeki meydansızlık sorununun uzun bir tarihsel geçmişi bulunduğunu görmek gerekiyor. Bu sorunun yansımalarını Ankara’da izlemem mümkün. Ankara Kenti genç cumhuriyetin başkenti ilan edildikten sonra kent planlama disiplini içerisinde imar edilirken eski Ankara ile Yeni Ankara’yı bütünleştirecek birçok meydanın yapılması öngörülmüş. Ancak, günümüze gelene kadar bu meydanlar ne yazık ki imar planı değişikliklerine, ulaşım düzenlemelerine, kentsel projelere, kamu kurumlarının pervasız tavırlarına ve kayıtsızlığa kurban olmuş.

Meydanyedi Ankara’nın Kaybolan 13 Meydanı!

Ankara’nın ilk imar planlarını yapan Lörcher ve Herman Jansen’in çalışmalarındaki meydanlar ne yazık ki zaman içerisinde ortadan kalkmış, işlevsizleşmiş, ya da şekil değiştirerek günümüze gelmiş. Bu meydanların bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Millet (Hakimiyet-i Milliye) Meydanı: Lörcher tarafından öngörülen meydan cumhuriyet döneminin ünlü Taşhan’ı önünde öngörülmüştür. Ancak, daha sonra Taşhan’ın yıkılışı ile şekil değiştirmiş, küçülmüş ve günümüzdeki Ulus Meydanına dönüşmüştür.

Hükümet Meydanı: Bugünkü Ankara Valiliğinin önünde, Julien Sütununun bulunduğu alanda öngörülmüştür. Ancak, zaman içerisinde resmi araçları park ettiği, yoğun güvenlikli bir resmi kurum alanına dönüşerek meydan vasfını yitirmiştir.

İtfaiye Meydanı: Bugünkü Hergelen Meydanı ile Karyağdı Türbesini de içine alan bir iç meydanlar sistemidir. Bugüne sadece Hergelen Meydanı ulaşmış, o da meydan işlevini yitirerek otopark ve seyyar çarşı haline gelmiştir.

Gazi Meydanı: Gazi İlkokulu önündeki meydan önerisidir. Gerçekleşmemiştir.

Kale Meydanı: Hisar Caddesi Aksında öngörülen meydandır. Gerçekleşmemiştir.

Yıldız Meydan: Bugün 19 Mayıs Yüzme Havuzu ile AKM alanı arasındaki kavşakta öngörülmüştür. Gerçekleşmemiştir.

İstasyon Meydanı: İstasyon Binasından çıkıldığında kente doğru bir dizi meydan öngörülmüştür. Bu meydanların çok azı gerçekleşmiş, bir kısmı da zamanla ortadan kalkmıştır.

Kızılay Meydanı: Bugünkü Kızılay Meydanıdır. Düşük yoğunluklu yapılaşmanın ortasında yaya ve taşıt trafiği birlikte düzenlenmiştir. Ancak, zamanla Kızılay’daki yapı yoğunluklarının armasıyla yaya niteliği kaybolarak tamamen bir taşıt kavşağına dönüşmüştür.

Sıhhiye Meydanı: Kamu kurumlarının, tren istasyonunun ve taşıt trafiğinin bulunduğu altıgen şeklinde bir meydandır. Ancak, zamanla tamamen taşıt kavşağına dönüşmüştür.

Zafer Meydanı: Bugünkü Zafer Çarşısının üstü ile karşısındaki alanı kapsamaktadır. Meydan alan olarak var olmakla birlikte meydan vasfını tamamen yitirerek kullanılmaz hale gelmiştir.

Lozan Meydanı: Bugünkü Sakarya Caddesi ile Mithatpaşa Caddesinin kesişiminde yer almaktadır. Ancak yapılan düzenlemelerle meydan vasfını yitirmiştir.

Tandoğan Meydanı: Cumhuriyetin ilk yıllarında taşıt trafiğinden arınmış dikdörtgen bir meydan olarak öngörülmüş, ancak daha sonra yapılan yapılarla meydan ortadan kalkmış, trafik kavşağına dönüşmüştür.

Cebeci Meydanı: Bugünkü Mamak Konservatuarı yapısının arkasında öngörülen bu meydan tasarlanmış olmasına rağmen gerçekleşmemiştir.

Meydanların Başkenti Reçetesi

Zaman içerisinde meydanlarını kaybeden Başkent Ankara’nın yeniden bir “meydanlar başkenti” haline getirilmesi için yeni bir çözüm paketi oluşturulabilir. Ancak, bunun için dikkate alınması gereken ölçütler şunlar olmalıdır.

  • Meydanlar kent merkezlerinin ayrılmaz unsurlarıdır.
  • Meydanlar yaya ulaşımı ve dolaşımı olmadan yaşamaz.
  • Meydanları besleyecek toplu taşım olanakları dikkate alınmalıdır.
  • Meydanlar anlamlı kentsel işlevlerle desteklenmelidir.
  • Meydanlar kentsel hafıza mekânlarını içermeli ve yaşatmalıdır.
  • Meydanlar sokak sanatçıları ve festivaller gibi etkinliklerle bütünleştirilmelidir.
  • Meydanlar tasarlanırken halkın katılımına açık süreçlerle biçimlendirilmelidir.
  • Meydanlar kent merkezini canlandırıcı planlama yaklaşımlarının bütünsel parçası olarak düşünülmelidirler.

Bu ölçütler dikkate alındığında Başkent Ankara’nın meydanlar başkenti haline getirilmesi için alınabilecek önlemler şöyle sıralanabilir:

  • Başkent Ankara’nın üst ölçekli planı olan “2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planı” stratejileri gözden geçirilerek ve hazırlanmakta olan ulaşım ana planı kararlarının oluşumunda dikkate alınacak bir “meydanlar ana planı” hazırlanmalıdır.
  • Bu meydanlar ana planında geçmişten bu güne gelen meydanların iyileştirilmesi ve meydan niteliği kazandırılması için gerekli çalışmalar belirlenmelidir.
  • Ayrıca bu planda, kent merkezi içerisinde kent meydanı olabilme potansiyeline sahip rezerv alanlar tespit edilmeli ve kentsel tasarım yarışmaları ile bu alanlar biçimlendirilmelidir.
  • Var olan ve trafik kavşağına dönüşmüş meydanlarda yaya önceliğini arttıracak çalışmalar ve düzenlemeler yapılmalıdır. 
  • Meydanların sözlü tarihine ve hafıza mekânlarına ilişkin yerel tarih çalışmaları yapılmalı, meydan belleği oluşturulmalıdır.
  • Kent merkezinde meydan işlevlerini ve meydanların kamusal alan niteliklerini güçlendirecek sanatsal ve ticari işlevler güçlendirilmelidir.
  • Kamusal meydanların niteliklerin ilişkin olarak kamuoyu bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı, meydanların kullanımı konusunda halkla ilişkiler çalışmaları yürütülmelidir.


İstanbul karşısında giderek kan kaybeden başkent Ankara’da kentsel kamusal yaşamın yeniden güçlenebilmesinde kent merkezlerinin, kent merkezlerinde de kamusal niteliğe sahip meydanların canlandırılması büyük önem taşıyor. Unutulmamalı ki meydanyedi Ankara kentinin meydanların başkentine dönüştürülmesi tüm Anadolu’ya örnek oluşturacak yeni bir kentsel gelişimin kapılarını aralayabilir. 

22 Ocak 2013 Salı

ANKARA’NIN HAYALET YAPILARI



Tüm dünyada kentlerde inşasına başlanan ama çeşitli sebeplerle tamamlanamayan ya da kent yaşamında kullanıma sokulamayan birçok proje alanı, bina ve yapı bulunmaktadır. Bunların arasında Yeni Zelanda Parlamento Binası, İskoçya Ulusal Anıtı, Rusya’da Yekaterinburg Televizyon Kulesi, Londra’daki Binyıl Kubbesi gibi örnekler sayılabilir. Bu yapıların tamamlanamamasının ya da kente kazandırılamamasının ardında, kaynak yetersizliği, plansız yapılaşma, siyasi otorite değişikliği, doğru işlevlendirme yapılmaması gibi birçok sorun bulunmaktadır. Bu sorunlar sonucunda kent içerisinde kentsel yaşamı kesintiye uğratan, kentsel kaynakların heba olmasına sebep olan “hayalet yapılar” ortaya çıkmaktadır. Çağdaş kent planlaması bu sorunlu proje alanlarının ve yapıların ortaya çıkmasının sebebini katılımcı, demokratik kent yönetiminin ve akılcı yatırım planlamasının bulunmamasına bağlamaktadır.

Son yıllarda Ankara Kentindeki hayalet yapıların sayısının arttığı görülmektedir. Özellikle kent yönetimlerinin herhangi bir fizibilite, işlev analizi, maliyet analizi, proje döngüsü planlaması ve şehircilik analizi yapmaksızın çeşitli amaçlarla kentin farklı noktalarında inşa ettikleri Eskişehir Yolu Üzerindeki “Demirkafes”, Gökkuşağı ile Samanyolu Tesisleri ve “Cumhuriyet Kulesi” benzeri yapılar bu hayalet yapıların en belirginleri olarak öne çıkmaktadır. Bu yapılara ilişkin tartışmalar hem Ankara’nın çok önemli ulaşım aksları ve merkez alanlarındaki kentsel gelişmeyi sağlıksız etkilemekte, hem de yerel siyasetin enerjisini boşa harcamaktadır.

Hayalet Yapıların Ortak Özelliği: Plansız Yatırımlar

Ankara Kentindeki bu hayalet yapıların en temel ortak özellikleri, herhangi bir kent planlama ve yatırım planlama süreci yaşanmadan alınan kararlarla ortaya çıkmış olmalarıdır. Kent içerisinde önemli bir ulaşım aksı üzerinde ya da arazinin değerli olduğu bir konumda dikkat çeken kamu arazilerinin belediyeler tarafından kaynak yaratmak üzere kullanılmak istenmesi temel çıkış noktasını oluşturmaktadır. Ancak, çoğunlukla bu arazilerin kullanımı için etki değerlendirme analizleri ve bütüncül planlama çalışmaları yapılmadığından, arazi üzerinde yapılmak istenen yapının çevresi ile ilişkileri, düşünülen işlevin o bölgede yaşayıp yaşamayacağı, kentsel kamuoyunun tepkileri öngörülememektedir.

Hayalet yapılar çoğunlukla parçacı ve noktasal mevzi imar planı değişiklikleri ile yasallaştırılmaya çalışılmaktadır. Yapılan bu imar planı değişiklikleri kentsel kamuoyunda ciddi tepki toplarken eldeki kaynaklar tüketilene kadar inşaat devam etmektedir. Açılan davalar ve tepkiler yapılan hülle plan değişiklikleri ile savuşturulmaya çalışılmaktadır. Ancak, bu çabalar sonucu değiştirmemektedir. Ankara’nın değişik yerlerinde kağıt üzerinde yasallaştırılmaya çalışılan ancak kentle bir türlü bütünleşemeyen, işlevsel olarak kullanılamayan hayalet binalar ortaya çıkmaktadır.

Hayalet Yapılarda Akılcı Olmayan Kaynak Kullanımı

Bu yapıların temel sorunlarında birisi de belediyelerin kıt kaynaklarının önemli bir kısmının bu yapıların inşasında çağdaş işletme yaklaşımları olmaksızın kullanılmasıdır. Çoğunlukla nakit akışı, kaynak kullanım verimliliği gibi unsurlar dikkate alınmaksızın inşaat başlanmakta ve verimsiz yatırımlar ortaya çıkmaktadır. Kaynağın bitmesi ile yapılar yarım kalmakta, kaynak temini için yeni imar planı değişiklikleriyle yapının bulunduğu kamu arazilerinin özel sektöre aktarılması gündeme getirilmektedir. Bu durum beraberinde kentin hiçbir yerinde olmayan ayrıcalıklı imar haklarının tanınmasını da beraberinde getirmektedir. Kimi zaman da ortaya çıkmış bu yapılara sonradan işlev kazandırılmaya çalışılmaktadır. Her iki durumda da hayalet yapılar kalıcılaşmakta, kentsel alanda kente kazandırılamayan alanlar artmaktadır.

Hayalet Yapıların Kente Getirdiği Dolaylı Yükler

Kentle bütünleştirilemeyen bu yapıların Başkent Ankara’ya yüklediği görünmeyen yükler bulunmaktadır. Örneğin, uzun yıllar boyunca Demirkafes önünde Eskişehir Yolunun dört şeritten 3 şeride inmesi, aynı bölgede Çukurambar’dan Eskişehir Yoluna katılımların dar bir yoldan yapılmak zorunda kalması Eskişehir Yolundaki taşıt trafiğini hala olumsuz etkilemektedir. Bu tür görünen sorunların yanı sıra, yapı yoğunluklarının artması, ulaşım akslarının taşıma kapasitesinin aşılması, arazi fiyatlarının aşırı artması, kentsel rant beklentilerinin yükselmesi ve sonuçta altyapı yatırımlarının maliyetinin yükselmesi gibi sorunlar da yaşanmaktadır.

Tüm bunların yanı sıra, Başkent Ankara’ya uluslar arası anlamda tanınan bir kent kimliği ve imge kazandırma potansiyeli bulunan bu alanlarda hayalet binaların varlığını sürdürmesi başkentlik işlevlerinin sürdürülmesi açısından da önemli sorunlar yaratmaktadır.

Peki Ne Yapılmalı?

  • Ankara Kentinde kamu arazileri üzerinde yapılacak büyük kamusal yapıların ve kamu projelerinin planlandığı bir “kamu yapıları ana planı” oluşturulmalıdır. Bu ana plan kentteki tüm paydaşların görüşlerinin alındığı bir ortak akıl süreciyle oluşturulmalıdır.
  • Bu planla, kentte kamu yapıları inşa edecek olan kamu kurum ve kuruluşlarının eşgüdümü sağlanmalı, hayalet binaların kente kazandırılma stratejileri geliştirilmelidir.
  • Bu tür alanların kente kazandırılması birer fırsat olarak kullanılmalı, uluslar arası tasarım yarışmaları açılarak fikir zenginliği sağlanmalıdır.
  • Bu ana planla, kentte yapılacak kamu yatırımlarında proje yönetim planlaması, kentsel etki değerlendirme analizi ve kentsel işlev analizi zorunlu kılınmalıdır.
  • Kentteki hayalet yapıların gerektiğinde açık yeşil alanlara dönüştürülmesi sağlanmalı, özellikle kent merkezindeki bu tür alanlarda kentsel kamusal mekanlara dönüşüm sağlanmalıdır. 



Bu önlemlerin alınması özellikle Başkent Ankara için büyük önem taşımaktadır. Kent merkezinin çöküntüleşmesi, ana ulaşım akslarının aşırı yüklenmesi, başkentlik işlevlerinin zayıflaması gibi sorunların çözümünde ana düğüm noktalarından birini bu tür hayalet yapılar oluşturmaktadır. Bu sorun karşısında Ankara’daki kent yönetimlerinin bir araya gelmesi Başkent Ankara’nın geleceği açısından simgesel anlam taşımaktadır. 

17 Ocak 2013 Perşembe

İSİMKÖRÜ



Gökkuşağında renk körü,
gündüz gözü.
Gecenin görüneninde,
zifir önü.
Ellinin körü!
Elli kere kördü,
kördüğümdü gördüğü…

Ona öğretilen isimleri unutalı çok oldu.
Cümleler sözcüklere,
Sözcükler hecelere,
Heceler harflere döndü.
Harfler rabıtasız seslere.
Sahipsiz isimler dünyasında gördüğü
bir uğursuz kuru gürültü…

Ona öğretilen isimlere köreleli çok oldu.
O gelmeden gitmişti bazıları,
bazıları ona yetişemedi.
Bazıları kuşattı her yanını,
sıkıyor gırtlağını.
Kalabalık bir yalnızlıkta tanıyor artık,
Bir vefasız diyarı.

Ona öğretilen isimlere küseli çok oldu.
Bazısında söyleyen,
bazısında söylenen,
bazısında söylendiği yer gurbet.
Günlerinin içi almadı bazılarını,
kustu kaldırımlara gerisin geri.
Hafifleyen sokakların izlerini.

İsimkörü artık.
Meleklere isimleriyle,
eşyaya ağırlığıyla,
rüyalara halleriyle hitap edemiyor.
Artık o isimleri değil,
isimler onu sürüyor. 
Dipsiz rüzgarlara katıp.

15 Kasım 2012 Perşembe

OLİMPOS




Gençlik ateşi yaşlıların uyarılarını ve efsaneleri yendi, sabaha karşı yola çıktı. Duvardaki bir gedikten Tanrılar Şehrine girdi. İskeletlerin arasından geçerken ‘Tanrı Ares’in savaş alanında olmalıyım’ diye düşündü. Kapkara, dümdüz yolları geçti, sayısız ışıltılı yapı gördü. Renkli giysiler içinde Afrodit ve Apollon heykelleriyle dolu dev cam binaları gezdi. Her yer babasından öğrendiği harflerle “satılık” yazan dev levhalarla doluydu. Bu sözcüğü bilmiyordu. Akşama doğru güneşe kadar yükselen, Zeus’un elmas tapınağını buldu. Tapınağın girişindeki sunağa yaklaştı. Birden Afrodit garip kıyafetler içinde önünde belirdi. Korkup saklandı. Büyüydü bu. Afrodit “Elmas kulelerine hoş geldiniz. Ofisiniz için tam otomatik akıllı bina sistemleri. Sizi, sizden önce düşünürüz” dedi. Nereye gittiğini bilmeden koştu. Alçak duvarlarla çevrili yüzlerce odadan geçti. Siyah bir camın önünden geçerken Athena belirdi. Üzgündü. “Olimpos Şirketinin dünyanın tüm şehirlerinde başlattığı tanrılar şehri projeleri için şehirlerin dışına taşınan milyonlarca insan robot polislerle çarpışıyor. Robotlar gerekirse biyolojik silah kullanma emri aldı. Emlak fiyatları dipte. İnsanlık tarihinin en büyük ekonomik krizi ile karşı karşıyayız” dedi. Hiçbir şey anlamamıştı. Yaşlılar haklıydı. Tanrılar onları terk etmişti. Karanlığa aldırmadan kaçtı, kabilesine döndü.